Skip to main content

En son ne zaman sınava girdiniz? Hatırladınız mı? Muhtemelen heyecanlanmış, hatta tam sınavdan önce endişelenmeye başlamış olabilirsiniz. Bu kaygı oldukça normal hatta bazı durumlarda daha dikkatli olmanızı sağlayacağı için faydalı bile diyebiliriz. Sınav bittiğinde derin bir rahatlama hissedersiniz ve stres anında kaybolur. Fakat bazı insanlar için durum aynı değildir. Araştırmalara göre nüfusun %3 lük kesiminde stres hiçbir zaman ortadan kaybolmaz. Bu stres anksiyete yani kaygı olarak yorumlanır.

Kaygı; endişeli düşüncelerin eşlik ettiği, gerginlik hissi ve kan basıncındaki artışla birlikte bedende çeşitli değişimlerin gözlendiği bir duygudur. Kaygı; tıpkı mutluluk, üzüntü, öfke, korku gibi pek çok duygudan biridir ve kaygılanmak oldukça normal bir tepkidir. Kaygı ortalama seviyedeyken kişiye başarı sağlayacağı gibi belli bir seviyenin üzerine çıktığında ise zaman içinde kötüleşir. Bireyin gündelik hayattaki işlevselliğini olumsuz yönde etkileyecek sonuçlara sebep olur. Bu sonuçlar huzursuzluk, yoğun endişe hali, gerginlik, odaklanmada güçlük, endişe verici düşüncelerin kontrol edilemez şekilde artışı, uyku (kâbus) ve iştah problemleri gibi bedensel, düşünce ve davranış düzeyinde olabilir.

Herkes günlük yaşamın içinde farklı konularda kaygı duyabilir. Bir iş, sınav, sağlık, para, çocuklar, gelecek ve aileyle ilgili sorunlar birçok insanı kaygılandırabilir. Sınav kaygısı Özellikle ebeveynleri, sınava hazırlanan gençleri ve çocukları doğrudan etkileyen, çok sık duyulan çok popüler bir rahatsızlıktır.

Fakat bu kaygının da aslında bir köpek korkusundan uçak korkusundan ya da bir panik ataktan farkı yoktur. Çünkü kaygı dediğimiz olay öğrenilmiş bir şeydir. Fakat sınav kaygısı çok kaçamadığımız bir durumdur. Kaçarsanız bedelleri çok yüksek bir şey olduğunu öğreniriz. Oysa bir köpek korkusundan kaçınıldığında, kişi köpeğin olduğu sokaktan geçmez. Uçak korkusundan kaçınıldığında kişi asla uçağa binmez. Kaçınmalar sonucu günlük hayatımız ve alışkanlıklarımız etkilenir. Bir nevi konfor alanımız daralır diyebiliriz. Kaçınmak, kaygı duymak neticesinde oluşan çok doğal bir duygudur. Fakat sınava girmeyip kurtulmak daha rahatlatıcı bir durum olmasına karşın kimse sınav kaygısından kaçınmak için o sınava girmemeyi tercih etmez. Bunun yerine kişiler kaygıyla baş etmenin yollarını arar. Bu elbette eğitime verdiğimiz önem ve değerlerimizle alakalıdır.

Sınav kaygısı olabilen kişilerin anne ya da babalarının çok daha mükemmeliyetçi ve başarı odaklı kişiler olduğu görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı da önemli bir etkendir. Bu kaygıyı yaşayan çocuklar da anne babalarının kaygısını yaşarlar ve tedirgindirler. Çocukların korktukları şey sınavdır. Sınav neticesinde korktukları temel olgular; yargılanmak, sevilmemek, insanlar tarafından başarısız görülmektir. Sınav kaygısı yaşayan çocukta okul başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteler, sınav ve sınav çalışması hakkında konuşmaktan soru sorulmasından rahatsızlık duyar. Çok çalışmasına karşın performansındaki düşüş kaygının varlığını gösterir. Ders çalışırken konsantre olamamak, sınav esnasında bildiklerinin aklına gelmemesi, karın ağrıları ve kalp çarpıntıları kaygı esnasında sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Aslında köpek korkusu olan bir kişi köpekle karşılaştığında ne hissediyorsa sınav kaygısı olan bir çocukta sınava girdiğinde veya sınav aklına geldiğinde aynı şeyi hisseder. Fakat burada önemli olan bir husus şudur: köpekle karşılaşınca kişi köpekten değil, köpeğin kendisini ısıracağından korkar. Aynı şekilde sınava giren kişi de sınavdan değil, sınav sonrasında başarısız olacağından korkar. Ama problem şurada başlıyor; Her sınavda birileri başarısız sayılıyor ama her başarısız olan da sınav kaygısı yaşamıyor. Çünkü sınav kaygısı yaşayan kişi, sınavın başarısızlığı neticesinde kendi değerleriyle bu başarısızlığı bir tutar ve kendini başarısız olarak etiketler. Kişi bu düşünceden dolayı, kendini yargılar ve bu yargılayıcı durumun yarattığı huzursuzluktan dolayı kaygıdan kendini hiçbir zaman uzaklaştıramaz.

Şimdi evinizin önünde bir bataklık olduğunu ve bu bataklıktan doğan sivrisineklerle başınızın belada olduğunu düşünün. Eğer bizler sadece sivrisineklere ilaç sıkarak o sivrisinekten kurtulacağımızı düşünürsek hayatımız boyu sadece ilaç sıkarız. Önemli olan bataklığı kurutmaktır. Bu bağlamda baktığımızda Sınav kaygısı olabilen her çocuğun öncelikle dikkat eksikliği açısından değerlendirilmesi gerekir. Ek olarak ebeveynlerin ve çocukların kendi içlerinde sınava ve başarıya dair yüklediği anlamlar sorgulanmalı. Çocukların gerçekçi olmayan (biliyorum bu sınavda başarılı olamayacağım, sınava hazır değilim, bu konuları anlamıyorum aptal olmalıyım, çok yetersizim, başarısız olursam ailem bana kızacak, kazanmazsam kimsenin yüzüne bakamam) olumsuz otomatik düşünce kalıpları değerlendirilmelidir. Yerine (yapabildiğimin en iyisini yapabilirim, bunda başarısız olmam hayatta başarısız olacağım anlamına gelmez, dünyanın sonu değil telafisi var, nereden başlasam kardır) alternatif otomatik düşünce kalıpları geliştirilmelidir.

Unutmayın sınav kaygısı yalnızca bir semptomdur. Sınav kaygısının altında yatan etmenlerin neler olduğunu araştırmadan ve bunlara müdahale etmeden sadece kaygıyı yok etmek, kaygı için bir ilaç vermek hiçbir zaman kalıcı ve doğru bir çözüm olmayacaktır. Terapist ve çocuk arasında kurulmuş iyi bir ittifak temelinde, profesyonel olarak yapılandırılmış bilişsel davranış terapisiyle düşünce kalıplarının ve onlara yüklenen anlamların detaylı değerlendirilmesi gerekir. Dolayısıyla kaygının altında yatan sebepler çalışılınca kaygıya sebep olan durumlar da doğrudan ortadan kalkacaktır.