Skip to main content

İnsanlığın tamamı hayatı mutlu ve tatminkâr şekilde yaşamayı amaçlar. Son yüz yıl içinde insanların huzursuzluk, kaygı ve korkularının çözümü için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. İnsan duygu ve davranışlarını inceleyen bilim dalı olan Psikolojide de çözüm yolu adına birçok yaklaşım vardır. Yol ve yöntemler farklı olsa da mutlak amaç her zaman insanın mutlu olmasını engelleyen olumsuz duygu ve düşüncelerin önüne geçmek olmuştur.

Roma’nın en büyük ve en önemli imparatorlarından olan Aurelius, yaklaşık 20 yıllık egemenliği sırasında, bir yandan çocuklarının ölümüyle baş ederken bir yandan da savaşları yönetme azmini Stoacılıktan alır. Aurelius şöyle der ‘’Eğer, bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı, o şeyin kendisinden değil senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an kaldırma gücün vardır.’’

Anadolu’da bir Yunan köyünde köle olarak dünyaya gelen Epiktetos ise ‘’Kişileri yaşananların kendileri değil, o yaşananlara bakış açıları rahatsız eder.” Der.

Günümüzde en etkin ve kabul gören yaklaşım olan,  Bilişsel Davranışçı Terapi ise, ‘’Belli durumlar karşısında ortaya çıkan duygu ve davranışlarımızın sebebi yaşadığımız olaylar değil, bizim o olaylar hakkındaki düşüncelerimiz ve onlara yüklediğimiz anlamlardır’’ bakış açısını savunur.

Bilişsel Davranışçı Terapi 50’lerin ortalarında Amerikalı bir psikolog olan Albert Ellis tarafından geliştirilen Rasyonel Duygu Terapisidir. RDT’in felsefi kökenleri Stoacı okuldan Epiktetus ve Markus Aurelius’a kadar uzanır.  Binlerce yıl önce Aurelius ve Epiktetos’un söylemleri ve 50’lerin ortalarında ortaya çıkan BDT yaklaşımının bu kadar örtüşüyor olması elbette tesadüf değildir.  Hayatları çeşitli acı ve mücadelelerle dolu bu insanların ortak bakış açısı Pollyannacılık değil Rasyonel bakış açısıdır.

Bunun yanında mutluluk ve acı hayatın doğal akışında olan şeylerdir. Stoacılığa göre mutluluğa ulaşmak için doğaya uygun yaşamak gerekir. Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) de vurguladığı gibi kimi zaman hayatın akışına karşı mücadele etmek, akıntının tersine kürek çekmek yerine fark etmek kabullenmek ve kucaklamak gerekir. ACT, Stoa felsefesi gibi yaşanan zorlu süreçler içerisinde dahi hayata anlam katmayı, doğanın akışına uyumlu yaşamayı ve Psikolojik Esnekliği arttırmayı hedefler. Öte yandan Romalı düşünür ve devlet adamı Seneca’nın sürgün dolu, inişli çıkışlı hayatını göz önünde bulundurduğumuzda ise mücadele biçimi ve hayata yüklediği anlamlar, Avusturya asıllı psikoterapist Victor E. Frankl’i anımsatıyor. Frankl, Nazi kamplarında yıllarca sürgün yaşadıktan sonra kamptan canlı ve ruh sağlığı yerinde kurtulan sayılı insanlardan biridir. Nazi toplama kampında fark ettiği şeylerden biri de her durumda bir seçeneğin olabileceği düşüncesidir.  İnsanların yaşadığı en kötü durumlarda bile ruhsal özgürlüğün ve bağımsızlığın içimizde bir yerlerde saklı olduğunu belirtmiştir.

Dolayısıyla, gerek profesyonel bakış açısıyla değerlendirdiğimde, gerek kendi hayatımda edindiğim tecrübeler sonucunda Stoa Felsefesi insanlığın mutlu ve tatminkâr şekilde yaşaması için Antik çağdan bu yana bize ışık tuttuğunu görüyorum.  Özellikle de çaresizlik ve kaygı duygusunu sık sık yaşayan 21.Yüzyıl insanının bu bakış açısına daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Yaşamınıza Stoacı gözüyle bakmanız dileğiyle..